Metin Göktepe Anması

İnsan hakları örgütlerinin kayıtlarına bakıldığında, Türkiye’de işlenen hak ihlallerinin 1990’lı yıllarda büyük ölçüde arttığı görülecektir. Bu ciddi artışı, yaşam hakkı ihlallerinden işkence ve kötü muameleye, düşünce özgürlüğünü sınırlayan yasaklardan din ve vicdan hürriyetinin yok sayılması gibi hemen her kategorideki hak ihlalleri için söylemek mümkün. Her ne kadar bu ihlal vakalarının büyük çoğunluğu Kürt meselesi ile ilişkili olsa da, devletin güvenlik aygıtlarının yeniden yapılandırıldığını ve yapılan yasal değişikliklerin bir bütün olarak Türkiye’yi etkilediğini söyleyebiliriz. 1990 yılından 2000’e kadar geçen sürede, devlet görevlileri tarafından öldürülen ya da faili meçhul cinayetlere kurban edilen gazeteci sayısının 46 olduğu bilinmekte. Diğer bir yandan, yaşam hakkı ihlali dışında kalan kategorilerde; gazetecilerin, yazarların, entelektüellerin ve insan hakları savunucularının maruz kaldığı hak ihlalleri vakalarının sayısını belirlemek ise neredeyse imkânsız.

Metin Göktepe, polisler tarafından işkenceye maruz bırakıldıktan sonra öldürülen gazetecilerden birisiydi. Sosyalist bir gazeteci olması nedeniyle, şahsı ve yapmış olduğu haberler devletin çıkarlarına tehdit oluşturduğu için öldürüldü. Evrensel Gazetesi’nde çalışan Göktepe, cezaevinde öldürülen iki tutukluya dair araştırma yaparken 8 Ocak 1996’da öldürüldü. Öldürülen iki tutuklunun cenazesine gittikten sonra Göktepe gözaltına alındı ve diğer gözaltına alınanlarla birlikte bir stadyuma götürülerek işkenceye maruz bırakıldı. Dövülerek öldürüldü. O gün gözaltına alınıp stadyumda götürülen yüzlerce insanın hemen hepsi polis şiddetine maruz kaldı. Ölümünden sonra, devlet yetkilileri Metin Göktepe’nin duvardan atlamaya çalışırken düşüp yaşamını yitirdiğini iddia etti.

Metin Göktepe’ye işkence yapan 11 polisten beşi yargılandı ve 7 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırıldı. Bu polisler cezaevinde sadece 17 ay kaldı ve terör suçlarına bulaşmamış olan mahkûmlar için 2000 yılında çıkarılan yasa gereği genel af sonucunda cezalarını tamamlamış oldu. Metin Göktepe’nin öldürülmesine sebep olan polislerin amirleri ise hiçbir zaman yargılanmadı ve yasal çerçevede Göktepe’nin ölümünden hiçbir zaman sorumlu tutulmadı.

Durum

Tamamlanmış

Tarih

1997

Projenin Anlam ve Kapsamı

Metin Göktepe’nin öldürülmesinden ardından gazeteciler ve insan hakları örgütleri bir araya gelerek dava sürecinin takip edilmesi için çalışmaya başladı. Göktepe’nin taraftarı olduğu siyasi yapı da bu çalışmanın sürekli kılınması için örgütlü bir tavır sergiledi. Bununla birlikte, Metin Göktepe’yi anma amacıyla yapılan faaliyetlerin üç temel amacı vardı: Birincisi devlet tarafından gerçekleştirilen hak ihlalleri ile alakalı farkındalığı arttırmak, ikincisi, suçluların cezasız kalmaması adına dava sürecini yakından takip etmek, üçüncüsü, bir dizi hafızalaştırma faaliyeti ile Metin Göktepe’ye dair toplumsal hafızayı diri tutmak.

İlk hafızalaştırma çalışması Göktepe’nin öldürülmesinden sonraki yıl başladı. Metin Göktepe’nin doğum günü olan 10 Ocak’ta verilmek üzere, insan hakları ihlallerine yoğunlaşan ve demokratikleşme sürecine katkıda bulunan gazetecileri onurlandırmak adına “Metin Göktepe Ödülleri” verilmeye başlandı. Bununla birlikte, gazeteciler ve aktivistler, ölüm yıldönümünde Metin Göktepe’nin mezarı başında bir araya geldi ve Esenler mezarlığını adeta bir anma mekânına dönüştürdü.

Projenin Etkileri

Göktepe’ye dair yapılan hafızalaştırma çabalarının ilk etkisi, benzer vakaların yaşanmasını engellemek adına Türk devlet yetkilileri üzerinde baskı oluşturması oldu. Metin Göktepe davasını takip edenler, Göktepe’yi öldüren polislerin cezalandırılması adına dava sürecini dikkatli bir şekilde takip ettiler ve davayı sürekli gündemde tuttular. Bu süreç, davanın sürekli haberleştirilmesinden çeşitli gösteriler düzenlemeye ve devlet yetkililerinin tavırlarını protesto etmek adına dilekçe kampanyaları başlatmaya uzayan bir şekilde devam etti. Bu yolla, Metin Göktepe, devletin gazetecilere yönelik işlediği insan hakları ihlallerinin ve işkencede ölümün sembol isimlerinden birisi haline geldi. Bu sürece paralel olarak, süreç içinde emek harcayan gazeteciler kendi aralarında daha örgütlü bir tavır sergilemeye başladı ve devletin işlediği tüm hak ihlallerine karşı daha güçlü bir tutum alınması adına örgütlendi. Gazeteciler Meclisi Girişimi olarak bilinen inisiyatif, dava süreçlerini yakından takip etmeye ve benzer hak ihlallerini Metin Göktepe Ödülleri’nin verildiği gün yıllık raporlar halinde sunmaya başladı. Metin Göktepe’nin öldürülmesinin ardından Sinan Kara isimli gazeteci cezaevine kapatıldığı vakit, gazeteciler çok daha örgütlü ve etkili bir biçimde muhalefet ortaya koydu ve polisin başka bir gazeteciyi daha işkencede öldürmesinin veya zorla kaybetmesinin önünde ciddi bir engel oluşturdular.

Karşılaşılan Zorluklar

Göktepe’ye dair gerçekleştirilen hafızalaştırma çalışmaları yapılırken karşılaşılan en temel zorluk, bu süreçte yer alan gazetecilere ve hak savunucularına yönelik devlet baskısı oldu. Göktepe’nin öldürülmesinin dördüncü yıldönümünde, Göktepe’nin öncesinde çalıştığı Evrensel Gazetesi’nde, işkence ile ölüme sebebiyet veren polislerin amirleri olan Kemal Bayrak ve Orhan Taşanlar’ın dava sürecine dâhil edilmemesine neden olan savcılar hakkında eleştirel makaleler kaleme alındı. Bunun sonucunda, Evrensel Gazetesi, Devlet Güvenlik Mahkemesi kararıyla bir haftalık kapatma cezası ile karşı karşıya kaldı. Göktepe davasını takip eden ve hafızalaştırma faaliyetlerinde yer alan gazeteciler gözaltına alındı ve polisler tarafından ölümle tehdit edildi. Bu gibi doğrudan tehditlere ek olarak, aktivistleri dava sürecinden alıkoymak adına devlet yetkilileri hemen her yola başvurdu. Her ne kadar Göktepe İstanbul’da öldürülmüş olsa da, duruşmalar davaya katılımın az olması için İstanbul’dan oldukça uzak sayılabilecek bir şehir olan Aydın’a alındı. Ancak bu da dava takibini engellemedi.