Barış Portreleri: 10 Ekim 2015’te Kaybettiğimiz Yaşamlara Bir Bakış

Türkiye’de çözüm sürecinin akamete uğradığı 2015-2016 yılları, kamusal alanda üst üste birçok bombalı saldırının yaşandığı çalkantılı bir dönemdi aynı zamada. Çözüm süreci 21 Mart 2013’te Kürdistan İşçi Partisi (PKK) lideri Abdullah Öcalan’ın mektubunun okunmasıyla başlamış, iki buçuk yıl devam eden görüşmeler 2015 yılının başlarında önemli bir eşiğe gelmişti. 28 Şubat 2015’te Dolmabahçe’deki Başbakanlık Ofisi’nde çözüm sürecinin aktörleri ilk kez birlikte kameralar karşısına geçmiş, bu tarihi buluşmada iki tarafın hazırladığı metinler arka arkaya okunmuştu. Ancak bu son derece önemli görüşmeden bir süre sonra Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’dan olumsuz açıklamalar gelmiş ve toplantıya ilişkin “doğru bulmuyorum” ifadelerini kullanmıştı. 

Ardından, Haziran genel seçimi sürecinde özellikle HDP mitinglerine yönelik çok sayıda saldırı meydana geldi. KCK (Kürdistan Topluluklar Birliği), 10 Mayıs 2015’te yaptığı açıklamada meydana gelen patlamalardan hükümeti sorumlu tuttu, böyle bir durumda Kürt sorunun çözümünün imkânsız olduğunu dile getirdi. 5 Haziran 2015’te HDP Diyarbakır Mitingi’nde meydana gelen bombalı saldırıda 4 kişi yaşamını yitirdi, 400’ü aşkın kişi de yaralandı. 20 Haziran’da Şanlıurfa’nın Suruç ilçesinde IŞİD tarafından yapılan bombalı saldırıda ise 33 genç yaşamını yitirdi, 200’ü aşkın kişi de yaralandı. Tüm bunlara seçim sonrası Kürt illerinde yaşanan yıkım eşlik etti. 10 Ağustos 2015’te Demokratik Bölgeler Partisi’nin yaptığı özyönetim açıklamasının ardından peşi sıra Kürt illerinde özyönetim ilanları yapıldı. Hükümet, bu açıklamalardan bir süre sonra özyönetim açıklaması yapan birçok yerde sokağa çıkma yasakları ilan edildi. Bu esnada sivillerin yaşadığı il ve ilçe merkezlerinde yoğun çatışmalar yaşandı. Bu çatışmalarda 72’si çocuk, 62’si kadın, 29’u 60 yaş üstü olmak üzere en az 310 sivil hayatlarını kaybetti. (TİHV, 2016) Birçok kişi evlerini terk ederek başka ilçelere ya da şehirlere taşınmak zorunda kaldı. Can kayıplarının ve zorunlu göçün yanı sıra çok büyük bir mekânsal yıkım meydana geldi. 

‘Çözüm Süreci’, toplumda Kürt sorunun barışçıl yöntemlerle sonlandırılması yönünde ciddi bir beklenti ve umut yaratmıştı. Sürecin aniden sonlandırılması, birçok farklı örgütü sürecin her iki tarafını diyaloglara devam etmeye zorlamak için geniş katılımlı bir barış mitingi organize etmeye itti. 10 Ekim 2015’te Ankara’da bir araya gelen insanlar, çatışma dönemine geri dönülmesinin yalnızca yeni ölümler anlamına geldiğine ve barışın tek ve nihai çözüm olduğuna inanıyorlardı. Barış, Demokrasi ve Emek Mitingi için DİSK (Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu), KESK (Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu), TMMOB (Türkiye Mühendis ve Mimarlar Odaları Birliği) ve TTB (Türk Tabipleri Birliği) topluma çağrıda bulundu. Birçok kültür ve sanat derneği, siyasi partiler ve sivil toplum örgütleri de barış mitingine katılma kararı aldı. Mitinge katılacak olan insanların Ankara tren garında toplanmaya başladıkları esnada art arda iki patlama meydana geldi. 103 insan hayatını kaybetti, 391 kişi de yaralandı. Ankara bombalı saldırıları Türkiye tarihindeki en kanlı eylem oldu. 

Saldırı ile ilgili iddianame 13 Temmuz 2016 tarihinde kabul edildi. İddianamede, saldırı emrinin IŞİD Türkiye temsilcisi İlhami Ballı tarafından verildiği belirtildi. Ayrıca, bu kişilerin 33 kişinin yaşamını kaybettiği Suruç saldırısını organize edenler ile aynı kişiler olduğu ifade edildi. İlhami Balı da dâhil olmak üzere “defalarca cinayete teşebbüs” ve “anayasa düzenini yok etmeye teşebbüs etmek” suçundan 5.083 yıldan 7.820 yıla kadar değişen hapis cezasına çarptırılan 14 zanlının yargılandığı davanın ilk duruşması 7 Kasım 2016 tarihinde Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yapıldı. Davanın son duruşması, 3 Ağustos 2018’de görüldü. Mahkeme, 36 sanık arasındaki tutuklu 19 kişiye 7 buçuk yıl ve 101 kez ağırlaştırılmış müebbet arasında değişen sürede hapis cezası verdi. Daha sonra, IŞİD yöneticiliğinden 18 yıl hapis cezası alan Erman Ekici hakkında insanlığa karşı suç işlemekten yeni bir iddianame hazırlandı. Sanık Erman Ekici hakkında “insanlığa karşı suç ve 100 kişiyi öldürmek” suçlarından açılan davanın ilk duruşması da 21 Kasım 2019’da Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü.

Durum
Tamamlandı
Tarih
2015
Proje Sahibi
Biçim
Projenin Anlam ve Kapsamı

Barış Portreleri: 10 Ekim 2015’te Kaybettiğimiz Yaşamlara Bir Bakış, 10 Ekim 2015’te Ankara’da ‘Emek, Demokrasi ve Barış Mitingi’nde meydana gelen patlamada yaşamını kaybeden 103[1] insandan 85’ininn portrelerini içeren bir anma ve tanıklık kitabı. 13 Ekim 2015’te, Punto 24, Bağımsız Gazeteciler Platformu, Barış, Demokrasi ve Emek Mitingi’nde yaşamını kaybeden insanların hikâyelerini toplamak için şu çağrıyı yaptı: 

“Kaybettiğimiz her insanı tek tek tanımak istiyoruz.

Çünkü çabalarıyla, özlemleriyle, keder ve sevinçleriyle ayrı bir hikâyesi var her birinin ve biz o hikâyeye ortak hafızamızda yer açmak istiyoruz.

Çünkü barış için haykırırken bu hayattan koparılanlara bir borcumuz var.

Çünkü onların hatırasına sahip çıkmak, hayata sahip çıkmanın da bir yolu bizim için, katiller değil barış kazansın diye uğraşmanın da bir parçası.

Çünkü unutarak değil, ancak hatırladıkça yeni katliamları önleyebiliriz, ancak hep birlikte hatırlayarak iyileşebiliriz.”

P24 çatısı altında bir araya gelen gönüllü yazarlar, Ankara katliamında hayatlarını kaybedenlerin aileleri ve yakınlarıyla görüşmeler yapmaya karar verdi. Görüşmelerin ardından 101015ankara.org web sitesi aracılığıyla yaşamlarını yitirenlerin aileleri ve yakınlarıyla yapılan görüşmeler ışığında hazırlanmış portreler yayınlanmaya başlandı. Katliamdan iki yıl sonra Ekim 2017’de ise Evin Barış Altıntaş, Metin Yener, Murat Şevki Çoban, Özlem Altunok, Seçil Epik, Sibel Oral, Veysel Ok ve Yasemin Çongar‘dan oluşan çalışma ekibi, Barış Portreleri: 10 Ekim 2015’te Kaybettiğimiz Yaşamlara Bir Bakış adlı kitabı yayımladılar. 

Kitapta, 62 gönüllünün yazdığı 85 portre var. Portrelerin tamamı aileler ve yakınlarla yapılan derinlemesine görüşmelere dayandırılarak yazıldı. Bu nedenle kitap yalnızca bir hatırlama projesi değil aynı zamanda bir tanıklık çalışması. Bazı portreler, ailelerin yaslarını sessizce yaşamak istemelerinden dolayı kitaba dâhil edilmedi. Kimi portreler de yaşamlarını kaybedenlerin aile veya tanıdıklarına ulaşmak mümkün olmadığı için kitapta yer almıyor. Ancak kitabın sonunda, portreleri yer almayan kişilerden 14’ünün isimleri verilerek anılıyor.[2]

[1] Vatandaşlar, Ankara Tren Garı önünde toplanırken, saat 10.04’te peş peşe 2 patlama meydana geldi. IŞİD’li 2 kişi tarafından eş zamanlı düzenlenen intihar saldırılarında 3’ü tedavi gördükleri hastanelerde olmak üzere 103 kişi (intihar saldırısı yapan 2 kişi dâhil değil) yaşamını yitirirken, 48’i ağır, 391 kişi yaralandı. 

[2] Kitapta yaşamını kaybeden 103 kişiden 85’i portreleri, 14’ü ise isimleriyle olmak üzere toplamda 99 insan anılıyor. Bunun nedeni kitabın hazırlık sürecinde, daha sonra yaşamını kaybedecek olan 3 kişinin tedavisinin hâlâ devam ediyor oluşu ve yaşamını kaybetmiş 100 kişiden 1’inin ailesinin kayıplarının ismine kitapta hiçbir şekilde yer verilmesini istememiş olmaları.

Projenin Etkileri

Barış Portreleri, Türkiye topraklarındaki bu büyük saldırıda ve aslında masum, barışçı, silahsız insanların şiddete kurban gittiği her olayda kendi hayatımızdan da bir parçayı kaybettiğimizi bize hatırlattığı ölçüde toplumsal hafızamıza katkı yapacak. Ölümleri bir bilançoya indirgediğimizde, ölenlerin adlarını, hayatlarını, kişiliklerini bilmediğimizde, öğrenmediğimizde, hafızamızda onlara kalıcı bir yer açmadığımızda şiddete karşı barış talebini, katliamın hesabının sorulması, sorumlularının cezalandırılması ve benzer katliamların bir daha yaşanmaması talebini; bu talebe sahip çıkma bilincini güçlendirmemiz çok daha zor. 

Barış Portreleri’nin önemli bir etkisi, anma pratiğini zaman ve mekândan bağımsızlaştırmasıydı. Saldırıda hayatını kaybedenlerin hikâyelerinin hem kitap, hem web sitesi olarak hafızalaştırılması, kamusal anmaların sıkı bir şekilde baskılandığı bir siyasi ortamda bu açıdan özellikle önemliydi. Böylece garın önünde fiziksel bir anma ve hatta bir hafıza mekanının gerçekleşeceği daha demokratik şartlara gelene kadar hayatını kaybeden insanların hikayelerini daha geniş çevrelerin öğrenebileceği kalıcı bir mecra yaratılmış oldu.

Karşılaşılan Zorluklar

10 Ekim Katliamını unutturmama, bu saldırıda yaşamını kaybedenlerin toplumsal hafızamızdan silinmemesini sağlama çabaları farklı zorlukların üstesinden gelmeyi gerektirmekte. Bu engellerden ilki, herhangi bir muhalif anma çabasının üzerindeki siyasi baskılar. Katliamda hayatını kaybeden 103 kişi, ölümlerinin 3’üncü yıl dönümü 10 Ekim 2018’de ilk kez gar önünde, çok sayıda meslek örgütü ve 10 Ekim Barış ve Dayanışma Derneği tarafından düzenlenen törenle anılmıştı. Fakat önceki yıllarda gar önünde anmaya emniyet güçleri tarafından izin verilmedi. Kitap için yürütülen çalışmalar da bu baskı ortamında meydana geldi.

Bir başka engel, kamu otoritelerinin kalıcı bir anıt inşa etme konusundaki isteksizlikleri. Ankara Belediyesi, hayatını kaybeden insanları anmak için saldırıdan beş gün sonra bir anıt inşa etme kararı aldı. Ancak bu proje, ailelerin ve aktivistlerin bu talepte ısrar etmeye devam etmelerine rağmen hala hayata geçirilmedi. Yeni belediye yönetiminden de uzun süre randevu alamayan aileler ancak Temmuz 2019’da bir görüşme gerçekleştirdiler. Bunun neticesinde anıt çalışması için Kent Konseyi görevlendirildi. Anıt projesinin resmi makamlarca ağırdan alınmasından daha vahim olanı, Ankara tren istasyonun önündeki sembolik anıtın birkaç kez saldırıya uğramış olması. Bu saldırılarla ilgili güvenlik görevlileri, saldırganların tespit edilebileceği hiçbir güvenlik kamerası kaydı olmadığını iddia etti.  

Makro düzeydeki siyasi engel ve zorlukların yanı sıra, Barış Portreleri projesi için saldırıda yaşamını kaybedenlerin aileleriyle bir araya gelmenin getirdiği özgün güçlükler de var.  Çalışma ekibi, kitabın hazırlık aşamasında karşılaştıkları en büyük zorluğu, ziyaret edilen ailelerin, yakınların acılarının çok taze olması olarak dile getiriyor. Taziye ziyaretlerini bir yandan bir tanıklık çalışmasına çevirmenin her zaman kolay olmadığını ekleyen ekip nitekim bazı ailelerin de mahremiyet veya güvenlik gereği konuşmayı uygun bulmadıklarını ekliyor. Son olarak kitabın potansiyeline göre sınırlı bir çevreye ulaştığı söylenebilir. Bunun sebebi, kitabın bir proje kapsamında üretilmiş olması ve satışından gelir elde edilemeyeceği için satılamıyor oluşu. Böylece kitap, bir yayınevi tarafından Türkiye çapında kitapçılarda satılabilecekken, böylesi önemli bir erişim imkânından faydalanamadı ve sınırlı sayıda yapılan baskılar konunun zaten ilgilisi olan bir kesime ulaştı.