Habab Köyündeki Tarihi Çeşmelerin Restorasyon Projesi

1915 yılında gerçekleşen Ermeni soykırımı öncesinde Ermeniler, Anadolu’nun kadim halklarından biri olarak varlığını sürdürmekteydi. Gerçekleşen katliam ve zorunlu göç süreci sonrasında kurulan Türkiye Cumhuriyeti, Ermenilerin maruz bırakıldıkları bu feci uygulama sonrasında yapılanları resmi olarak hiçbir zaman kabul etmedi. Ermeni soykırımı, devlet söyleminde, I. Dünya Savaşı sırasında Ermeniler düşman güçlerle işbirliği yaptığı ve güvenlik tehdidi oluşturdukları için göç ettirildiği ve yaşanan ölümlerin Anadolu topraklarında yaşanan karşılıklı boğazlaşmadan (mukatele) ileri geldiği şeklinde kuruldu. Bu çerçevede, Ermenilerin Anadolu’da yüzyıllar süren varlığı reddedilmekle kalmadı, Ermenilere ilişkin toplumsal hafızanın yıl be yıl ortadan kaldırılması için ciddi bir çaba harcandı. Bir yandan, soykırım sürecinde yaşamını kaybetmeyen veya zorunlu göçe maruz bırakılmayan Ermenilerin kendi kimliklerinden vaz geçerek Müslümanlaştırılmaları amaçlandı. Diğer yandan, kolektif hafızanın Ermeni geçmişinden arındırılması adına, Ermeni mülklerine devlet tarafından el konuldu, bu mülkler Müslümanlara dağıtıldı ve bu halkın varlığını sembolize eden yapılar ve eserlerin süreç içerisinde tahrip edilmesine izin verildi. Bu yüzden, Ermenilerin Anadolu’daki varlığını yeniden toplumsal hafızaya taşıyan hafızalaştırma çalışmalarına ciddi bir ihtiyaç söz konusu.

Osmanlı döneminde yaklaşık 500 haneli bir köy olan Habab’ta Ermenilerin yaşadığı dönemde 3 kilise, 1 manastır ve 2 çeşme bulunmaktaydı. 1634 yılında inşa edilen Habab Köyü çeşmesinin restore edilmesi, hem Ermenilerin yaşadığı acıların tanınması hem de Anadolu’daki Ereni varlığının toplumsal hafızaya yeniden sokulması bakımından önemli olduğunun altı çizilmelidir.

Durum

Tamamlanmış

Tarih

2009 — 2011

Projenin Anlam ve Kapsamı

Aldığı hasar 2009 yılında gönüllü mimarlar tarafından tespit edilen bu çeşmenin yeniden yaşama kazandırılması çalışmaları Hrant Dink Vakfı bünyesinde başladı. Çeşmenin restore edilme süreci Ağustos-Kasım 2011’de tamamlandı. Çalışmayı yapan Hrant Dink Vakfı, restorasyon sürecini sadece teknik sorunların aşılması süreci olarak görmekten ziyade, proje ekibi ile yerel halk arasında toplumsal bir etkileşimi gerçekleştirme fırsatı olarak değerlendirdi. Projeye katılan Ermeni ve Türk gençleri civar köylerdeki çocuklar için oyun, resim, boya atölyeleri ile sohbet toplantıları gibi sosyal etkinlikler düzenledi ve yerel halk ile proje ekibi birçok kez buluşmalar gerçekleştirdi. Ayrıca, yerel halk arasında bazıları Müslümanlaştırılmış olan Ermenilerin çocuklarıyla ve bölge halkıyla sözlü tarih çalışması yapıldı. Restorasyon sürecinde gerçekleşen bu etkileşimler ve yerel halkın Ermenilere ilişkin toplumsal hafızası kayda geçirildi ve daha sonra bir belgesel haline getirildi. İzleyen süreçte, Mayıs 2011’de bir şenlik gerçekleştirilerek resmi makamların, yerel halkın, proje ekibinin ve projeyi destekleyen kişi ve kurumların katıldığı bir şenlik gerçekleştirildi.

Projenin Etkileri

Öncelikle, bu çalışmaya aktif veya destekçi olarak katılan insanlarda restorasyon çalışmasının dönüştürücü bir etki yarattığı söylenebilir. Türkiye, Ermenistan ve Avrupa’nın çeşitli ülkelerinden gelen gönüllülerin bir yandan Ermeni tarihi ile somut bir biçimde ilişkilendi, diğer yandan da Ermenilere ilişkin kolektif hafızanın yeniden ve pozitif bir biçimde canlandırılmasına katkıda bulundu. Türkiye gündemine ağırlıklı olarak soykırım tartışması üzerinden dahil olan Ermeni halkının Anadolu’daki geçmişinin tanınması yönünde önemli bir adım atıldı. Bu hafızalaştırma projesine resmi otoritelerin de katılım göstermesiyle, siyasi mücadelenin ötesine geçilerek geçmişle yüzleşme noktasında umut verici bir noktaya varıldı.

Karşılaşılan Zorluklar

Bu hafızalaştırma çalışması süresince karşı karşıya kalınan en temel zorluk, Türkiye’de hala siyasi olarak oldukça tartışmalı ve kutuplaştırıcı bir eksene sahip olan Ermeni soykırımı nedeniyle var olan toplumsal ve siyasal paranoya ile mücadele etmekti. Nitekim, Ermenilerin Anadolu’daki geçmişine ilişkin yapılan hafızalaştırma çalışmalarının oldukça ciddi negatif reaksiyonlara yol açtığını önceki örneklerden biliyoruz. Çalışmanın yürütücülerinden olan Fetiye Çetin’in ailesinin bu köyde yaşamış olması, resmi yetkililerden destek alınması için ortaya konan gayretler ve civar köydeki insanlarla yoğun bir sosyal ilişki geliştirme çabası sonucunda bu engeli aşmak mümkün oldu.