Yenikapı Projesi

I. Dünya Savaşı öncesinde kültürel çeşitliliğin en yoğun olduğu Orta Doğu şehirlerinden birisi Diyarbakır’dı. 20’inci yüzyılın başına kadar Diyarbakır; Kürtler, Ermeniler, Süryaniler, Yahudiler, Keldaniler, Araplar ve Türkler gibi farklı etnik ve dini grupların yan yana birlikte yaşadıkları bir şehirdi. Osmanlı İmparatorluğu döneminde yüzyıllar boyunca süregiden, devlet ve gayri Müslim topluluklar arasında hiyerarşik ve sözleşmeye dayalı bir sistem olarak Millet Sistemi, İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin (1908-1918) iktidara gelmesiyle çöktü ve Anadolu’nun homojenleştirilmesi süreci başladı. Bu bağlamda, 1915 yılında gerçekleştirilen Ermeni Soykırımı bir milat teşkil etse de, Osmanlı devletinin bu homojenleştirme politikası, Ermeniler dışındaki diğer Müslüman olmayan etnik ve dini grupları da hedef aldı. Gayri Müslim nüfusun büyük bir bölümünü bu dönemde yitiren Diyarbakır, bu tarihsel dönüşüm sürecini oldukça keskin bir biçimde yaşadı.

Diyarbakır’daki farklı dini ve etnik grupların arasındaki sosyal, ekonomik ve kültürel birliktelik I. Dünya Savaşı süresince yok edildi ve 1923 yılında kurulan Türk ulus-devleti bu dönemde uygulanan politikaları sürdürmeye devam etti. Her ne kadar 1923 yılında imzalanan Lozan Anlaşması gereği Türk devleti bazı gayr-i Müslim grupların kolektif haklarını tanımış ve bu tanıma teorik düzeyde eşitlik sağlamış olsa da, kapsayıcı bir vatandaşlık anlayışının, etnik-ırksal bir hiyerarşi rejiminde devletin pratiklerine yansıdığını söylemek zor. Türk devletinin gayri Müslimlere yönelik ayrımcı politikalarının sonucunda, Diyarbakır’daki Müslüman olmayan topluluklar Türkiye metropollerine veya Avrupa ülkelerine göç etmek zorunda kaldı. Bu siyasi sürecin en temel sonucu, Diyarbakır’ın, kadim etnik ve dini gruplarını ve canlı, kültürel bakımdan çoğulcu toplumsal yaşamını yitirmesi oldu. Bununla birlikte, geride kalan, Diyarbakır’ın etnik-dini çeşitliliğini simgeleyen çeşitli tarihsel yapılar, anıtlar ve tapınaklardı. Son döneme kadar, bu tarihsel yapıları yüzüstü bırakmak ve basitçe kaybolmalarına müsaade etmek bir devlet politikasıydı. Yenikapı Projesi bu tarihsel gidişatı tersine çevirmek yönünde atılan bir adımdır.

Projenin Anlam ve Kapsamı

Bu projenin temel amacı, Diyarbakır’da bulunan Yenikapı sokağındaki tarihi yapıları restore etmek ve tarihsel dokunun korunması adına gerekli düzenlemeleri yapmaktır. Bünyesinde bir cami, kiliseler ve sinagog bulunan Yenikapı sokağı (Şeyh Motar Camii, Surp Grigos Ermeni Kilisesi, Mor Petyum Keldani Kilisesi ve bir sinagog), kültürel çoğulcu bir perspektifle yeniden onarılmakta. Bu amaçla, orijinal yapısı esas alınarak, sokağın tarihsel dokusunu bozan tüm modern semboller ve yapılar kaldırılmakta. 16’ncı yüzyılda inşa edilen ve geçirdiği restorasyon sonrasında 2011 yılında ibadete açılan Surp Giragos Ermeni Kilisesi halihazırda hem bir kilise hem de müze olarak işlev görmekte. Diğer yandan, kısmen yıkılmış olan tarihi sinagog, tarihi yapısına halel getirilmeden yenilenmektedir. Yine bu sokakta yer alan ve uzun yıllar boyunca hamam olarak kullanılmış Tarihi Paşa Hamamı da bir kültür varlığı olarak yeniden açılacaktır. El zanaatları Diyarbakır’ın sosyo-ekonomik yaşamında tarihsel bir öneme sahip olduğu için sokakta yer alan binalardan birinin el zanaatları atölyesine dönüştürülmesi planlanmakta. Işıklandırma dâhil olmak üzere sokağın görselliği eski tarihsel yapısına göre düzenlenmekte. Sonuç olarak, bu proje, salt siyasi-tarihsel bir anlam taşımaktan ziyade, bir yanıyla da turistik amaçlara hizmet edecek şekilde Yenikapı sokağında eski Diyarbakır’ın yeniden yaratmayı amaçlamaktadır.

Projenin Etkileri

The only completed part of the project is now the Armenian Church, which actually created a considerable positive impact both in local ground as well as in mass media. Since this project is still in progress and partially completed, it would be misleading to make big statements about the cultural and political impacts of the project. However, there are both positive and negative aspects of this project regarding the planning and design processes. On the one hand, since the Turkish state has tried to keep in dark all historical monuments and buildings representing the non-Muslim presence in Anatolia and Kurdistan, it is quite important to see that a state institution is directly involved in such a renovation project. Moreover, it is quite hard to see that pro-Kurdish municipalities and Turkish state institutions are in collaboration for any kind of project. In addition to such positive remarks about design and planning process of this memorialization project, it is also possible to come up with some criticisms. On the other hand, it is hard to say that multiculturalist framing of such memorialization effort might create a significant political impact while Turkish state is still in the process of denial about past gross human rights violation against non-Muslim. Multiculturalist framing of the project seems to serve as a way of undermining the historical process that led to removal of non-Muslims from Anatolia. In other words, without coming to terms with the past atrocities, mere recognition of non-Muslim past in Diyarbakir creates a debatable ground about the possible impacts of the project. Furthermore, another theme prevalent in the design process of the project pertains to tourism, which means increasing the value of the city in touristic and historical terms from within a neoliberal perspective. Within the tourism package of the project, a boutique hotel representing the authenticity of Diyarbakir and small shops selling souvenirs are also planned. If increasing the number of tourists visiting Diyarbakir is considered to be the main purpose of this project, this would mean instrumentally exploiting the past of Diyarbakir while ignoring the denied past of gross human rights violations. Thus, this project would remain in a contested zone regarding the relationship between creating memorial sites and democratization. De-politicization of collective memory might be one of the misguiding impacts of the project after it’s going to be completed.

Karşılaşılan Zorluklar

Projenin hâlihazırda tamamlanmış olan kısmı, restore edilmesi hem yerelde hem de medyada kayda değer bir etki yapan Surp Giragos Ermeni Kilisesi’dir. Bu proje kısmen tamamlanmış olduğundan, projenin siyasi, dini ve kültürel etkilerine dair büyük çıkarımlarda bulunmak için henüz erken. Diğer yandan, projenin planlama ve tasarlanma süreçlerine baktığımızda hem olumlu hem de olumsuz gelişmelerden bahsetmek mümkün. Gayri Müslimlerin bu coğrafyadaki tarihsel varlığını gösteren her türlü tarihi anıt ve yapı, Türk devleti tarafından reddedilmeye veya gizlenmeye çalışıldığından, bir devlet kurumunun doğrudan projeye destek vermesi kayda değer bir gelişme. Ayrıca, Kürt siyasi hareketinin kontrolünde olan belediyeler ile devlet kurumlarının aynı projede yer alması bakımından da çarpıcı bir durum söz konusu. Diğer bir yandan, gayri Müslimlere yönelik işlenen insan hakları ihlallerinin çoğu hala Türk devleti tarafından reddedildiği için, bu hafızalaştırma projesinin kültürel çoğulcu anlayışının ciddi bir siyasi etki yapması pek mümkün görünmemekte.