Sivas Bilim ve Kültür Merkezi

IV. Pir Sultan Abdal Şenlikleri 1993 yılında Sivas’ta gerçekleştirildi. Bu buluşma, Türkiye’deki en büyük etnik-dini gruplardan birisi olmasına rağmen kimlikleri devlet tarafından tanınmayan Aleviler için oldukça önemli bir buluşmaydı. Bu festival kapsamında yapılan konferanslar, tartışmalar, konuşmalar ve çeşitli dini ritüeller binlerce Alevi ile birçok Alevi örgütünü bir araya getirmekteydi. 2 Temmuz 1993’te bu festivale katılmak için Sivas’ta bulunan ve Madımak Oteli’nde kalanlar kanlı bir katliama maruz bırakıldılar. Sivas’ta gerçekleşen buluşmayı protesto etmeye başlayan dinci gruplar eylemlerini bir katliama dönüştürerek aralarında aydınların, yazarların, sanatçıların bulunduğu toplamda 33 kişi oteli ateşe vererek öldürdüler. Diğer yandan, saldırgan grup içerisinde yer alan 2 kişi de yaşamını yitirdi. Bu katliamın vuku bulabilmesinin esas nedeni Sivas’taki İslamcı başlattığı eylemlerin engellemesi adına güvenlik görevlilerinin kayda değer hiçbir şey yapamamasıydı. Diğer yandan, otelin ateşe verildiği esnada olay mahallinde askerlerin hazır beklediği bilinmektedir. Türk ordusunun bu katliamı zımni bir şekilde onaylamasının nedeni, yükselişte olan İslami hareketi suçlulaştırma arzusuydu. İzleyen süreçte, 1995 yılında İslamcı hareket iktidara geldi, 1997 yılında ise Refah Partisi darbe nedeniyle iktidarı yitirdi.

Yargılanma süreci başladıktan sonra saldırganların çoğu cezasız kaldı ve kurbanların aileleri adaletin yerini bulduğuna hiçbir zaman inanmadı. Örneğin, katliamda önemli bir role sahip olan Cafer Çakmak yargılamalar sürerken 1997 yılında diğer sekiz zanlı ile birlikte salıverildi ve akabinde Çakmak yurtdışına çıkış yaptı. Yargılanma sürecinin güncel durumuna bakıldığında ise kurban ailelerin avukatlarının temel talebi, davanın insanlığa karşı işlenmiş suç kapsamında ele alınmasıydı. Bunun kabulü durumunda suçluların zaman aşımından faydalanarak cezasız kalmalarının önü kapanmış olacaktı. Mahkeme bu talebi kabul etmedi ve nihai olarak dava zaman aşımına uğradı. Sivas katliamında yaşamını yitirenlerin yakınlarının ve Alevi haklarının savunuculuğunu yapan kuruluşların dile getirdiği diğer bir talep ise Madımak otelinin bir vicdan sahasına dönüştürülmesiydi. 2002 yılından bu yana sürmekte olan AKP iktidarının Alevilerin hak taleplerine ilişkin tavrına baktığımızda, bu yönde ciddi bir adım atıldığını söylemek zor. Bu minvalde, AKP’nin öncülük ettiği herhangi bir girişim ile Madımak Oteli’ni mağdur yakınlarının kaygılarını giderecek bir şekilde müzeye dönüştürmesini beklemek naif bir tutum olarak görülebilir. Katliam gerçekleştikten sonra otelinde giriş katında bulunan restoran işletilmeye devam etti. Bu durumdan rahatsız olan mağdur ailelerin yaratmış olduğu kamuoyu baskısı sonucunda 2009 yılı itibariyle restoran kapatıldı. Madımak Oteli’nin müzeye dönüştürülmesi için verilen mücadeleye desteğin sürekli arttığı bir dönemde, Kasım 2010’da AKP oteli devlet adına satın alarak kamulaştırdı. Artık devletin mülkiyetinde olan ve restore edilen bu bina, bazı kısımları bir anma sahası olarak kullanılan bazı bölümleri de başka amaçlar doğrultusunda kullanılan yeni bir sürece girdi.

Durum

Tamamlanmış

Tarih

2010 — 2012

Projenin Anlam ve Kapsamı

Bu projenin amacının mağdur ailelerin ve Alevi hak savunucularının talebi olan Madımak Oteli’nin müzeye dönüştürülmesini engellemek olduğu söylenebilir. Eskiden otelin lobisi olarak bilinen bölümde, Sivas katliamında ölenleri anmak için bir mekân yapılmış durumda. Ölenlere dair kısa bilgiler ile yaşamını yitirenlerin fotoğraflarının olduğu bir yere dönüştürülmüş. Alfabetik sıraya göre de, yaşamını yitirenler için 37 adet çeşme yapılmış. Bu 37 isim arasında, hayatını kaybeden 2 saldırganın da bulunması, yapılan hafıza sahasının ne kadar sorunlu bir mantığa sahip olduğunu gösteriyor. Diğer bir deyişle, katliam sırasında yakılarak öldürülenlerle eylemciler arasında bulunup hayatını kaybedenler aynı mekânda anılıyor. Bu kadar ilginç olmasa da, mekânda Mustafa Kemal’in şu sözleri de büstüyle birlikte yer almakta: “Toplumun içindeki farklı düşünceler, farklı inanışlar ne olursa olsun, milli birlik ve beraberlik içerisinde hareket etmesini bilen bir milletin başaramayacağı iş aşamayacağı engel yoktur”. Bununla birlikte, yine bu anma bölümde, Pir Sultan Abdal, Aşık Veysel, Mevlana ve Yunus Emre gibi hem İslami hem de Alevi isimlerin söylediği birlik ve dayanışma sözleri bulunmakta. Ayrıca, bu anma bölümü gezildikten sonra ziyaretçilerin fikirlerini yazabilecekleri bir ziyaretçi defteri de bulunmakta. Anma bölümü olarak kullanılan kısmın yanı sıra, öncesinde restoran olarak kullanılan mekân çocuklar için bir kütüphaneye dönüştürüldü. Henüz binanın üst katları için kayda değer planlar yapıldığını söylemek zor. Bir katliam sahası olan Madımak Oteli’nin dönüştürülme süreci tamamen devlet yetkilileri tarafından gerçekleştirildi. Ayrıca, bu projede Mustafa Kemal imgesi kullanıldığı için birçok eleştiride yapıldı. Öldürülenlerin ailesi mekanın yeniden oluşturulması sürecine herhangi bir şekilde dahil edilmedi. Diğer yandan, Madımak Oteli’nin gerçek bir vicdan sahasına dönüştürülmesi adına yapılan eylemler 1994 yılından bu yana Türkiye’nin ve Avrupa’nın birçok şehrinde yapılan eylemlerde hala dile getirilen konulardan birisidir.

Projenin Etkileri

Bu projenin yapmış olduğu etkiler, geçmişte yaşanan insan hakları ihlalleri ile yüzleşme kriteri ile uyumlu olmayan bir hafızalaştırma girişimi ortaya koyduğu için oldukça sınırlı kaldı. Sivas katliamında yaşamını yitirenlerin ailelerinin bu proje ile belirli bir düzeyde acılarını hafiflettiğini söylemek oldukça güç. Daha da önemlisi, katledilenlerin yakınlarından bazıları, akrabaları ile katillerinin aynı mekânda anılmaya çalışılmasından ötürü duygusal olarak çok incindiklerini dile getirdiler. Örneğin, katliamda yaşamını yitiren Gülsüm Karababa’nın yakını olan Hüseyin Karababa, Gülsüm’ün adının bu projeden çıkarılması için hukuki girişimlerde bulundu. Fakat mahkemenin verdiği adilane olmayan karar, saldırganlar ile mağdurlar arasında bir ayrım güdülmesinin kamunun çıkarları doğrultusunda olmadığı yönündeydi. Tüm bu süreç boyunca Alevi haklarının savunuculuğunu yapan sivil toplum kuruluşları Madımak Oteli’nin bir müzeye dönüştürülmesi ve kendilerinin de bu süreçte rol almaları gerektiği hususunda ciddi bir mücadele ortaya koydular. Lakin devletin yapmış olduğu bu hafızalaştırma çalışması geçmişte yaşanan hak ihlalleriyle yüzleşme iklimi yaratmaktan ziyade demokratikleşmeden yana olan hemen her kesimin öfkesini daha da arttırdı.

Karşılaşılan Zorluklar

Devletin öncülük ettiği projenin karşı karşıya kaldığı en ciddi zorluk; mağdur ailelerin, Alevilerin, ilgili sivil toplum kuruluşlarının ve demokratikleşmeden yana olan toplumsal güçlerin ortaya koyduğu muhalefet oldu. Nitekim her yıl yapılan anma etkinliğiyle, bu projeye karşı çıkanlar katliamın gerçekleştiği Madımak Oteli civarını dinamik bir hafıza sahasına çevirmeye çalışsa da ciddi engellerle karşılaştılar. 2011 yılında Alevilerin, mağdur ailelerin ve demokratikleşme yanlısı toplumsal muhalefetin de katılımıyla binlerce kişi Madımak Oteli’ne en yakın durabilecekleri alanda bir anma etkinliği gerçekleştirmek istedi. Lakin polis, şiddete başvurarak biber gazı ve benzeri yöntemler kullanarak anma yapmak isteyen kitleyi katliam sahasından uzak tuttu. Katilleri cezalandırmadığı gibi, devlet yetkilileri sırf Madımak Oteli’nin gerçek bir vicdan sahasına çevrilmesine izin vermeme kararını daha “meşru” göstermek adına oteli kendi inisiyatifi doğrultusunda dönüştürdü. Diğer yandan, Madımak Oteli’ni vicdan sahasına çevirmek için mücadele vermeye devam eden kurban yakınları, hayatlarında ciddi zorluklarla karşılaşmakta. Örneğin, Madımak Oteli’nde öldürülen Metin Altıok’un kızı Zeynep Altıok, bu süreçte öne çıkan isimlerden birisi olduğu için işini kaybetti.