Lozan Anlaşması Mübadilleri Hakkında Yapılan Hafızalaştırma Çalışmaları

II. Meşrutiyet’in 1908 yılında ilan edilmesinden sonra aşama aşama iktidarı ele geçiren İttihat ve Terakki Partisi, izleyen yıllarda Osmanlı tebaası içinde yer alan gayri-Müslim toplulukları hedef alan Türkleştirme politikalarına başladı. Balkan Savaşları (1912-13) sonrasında imparatorluğun Balkanlardaki topraklarının büyük bir kısmını kaybetmesiyle birlikte bu Türkleştirme politikaları daha radikal bir noktaya sıçradı ve nihayetinde 1915 yılında Ermeni soykırımına sebep oldu. Bu süreçte, I. Dünya Savaşı’nın kaybedenleri safında yer almak İttihatçıların örgütsel olarak çöküşüne sebep oldu. Lakin bu siyasi hareketin ideolojik mirası Türk milliyetçiliği ekseninde Mustafa Kemal liderliğinde etkili olmaya devam etti. Türkiye ile Yunanistan arasındaki kanlı çatışmalar da 1922 yılına kadar sürdü. Türk milliyetçilerinin Ege bölgesini kontrol altına almaları sonrasında bu çatışmalar bitti lakin Türk ile Rum toplulukları arasında savaş sürecinde artan karşıtlık sürmeye devam etti. 1923 yılında imzalanan Lozan Anlaşması ile uluslararası sistemde Türkiye Cumhuriyeti’nin konumu netleştirildi ve sınırların belirlenmesine ilişkin ihtilafların çoğu çözüldü. Muktedir oldukları bölgelerde hâlihazırda etnik-dini homojenleştirme politikaları yürüten Türkiye ile Yunanistan, Lozan’da karşılıklı zorunlu göç uygulanması konusunda anlaştı. Bu anlaşmanın sonucunda Türkiye’den Yunanistan’a yaklaşık 1 milyon 200 bin Hristiyan, Yunanistan’dan Türkiye’ye de yaklaşık 500 bin Müslüman zorunlu göçe tabi tutuldu. Her ne kadar iki ülke de sürgün edilen insanların herhangi bir zarar görmeyeceği konusunda mutabakata varmış olsa da,  bu süreçte ciddi hak ihlalleri yaşandı. Bu süreçte göç ettirilecek kişilerin belirlenmesi için kullanılan kriter dil veya etnik kimlik olmaktan ziyade dindi. Bulgarca veya Arnavutça konuşan Pomaklar, Rumence konuşan Ulahlar ve kendi dillerini konuşan Arnavutlar dini kriter nedeniyle Türkiye’ye göç etmek zorunda kalan gruplardan bazılarıydı. Bu gruplar ve diğer sürgün edilenler izleyen süreçte asimilasyon politikalarına maruz kaldılar. Yine anlaşma gereğince, Batı Trakya’da yaşayan Türkler ile İstanbul’da yaşayan Rumlar bu zorunlu göç politikasından muaf tutuldular. Sürgün edilen ailelerden bazıları yıllarca evsiz kaldı ve şehirden şehire göç edip durmaktan başka bir yol bulamadı. Lozan Mübadilleri Vakfı, bu grupların hem geçmişte yaşadığı hem de hala devam eden mağduriyetleri üzerine hafızalaştırma projeleri gerçekleştiren bir sivil toplum kuruluşu.

Durum

Tamamlanmış

Tarih

2011

Projenin Anlam ve Kapsamı

Bu vakıf bünyesinde gerçekleştirilen projelerinin temel amacı milyonlarca insanın yaşamış olduğu kolektif acı ve mübadele sürecinin sebep olduğu sonuçlar üzerine hafızalaştırma çalışmaları yapmak. Bu projeler arasında yer alan en önemli faaliyetlerden biri, Çatalca Belediyesi ile Lozan Mübadilleri Vakfı tarafından ortak bir şekilde gerçekleştirilen İstanbul’daki Mübadele Müzesi. Bu müzenin birincil amacı, mübadele dönemine ait kültürel tarihsel materyalleri sergileyerek yeni nesillerin kolektif hafızasında bu dönemde yaşananları diri tutmak. Müzede mübadele dönemi ile ilişkili şekilde sergilenen materyaller arasında kıyafetler, enstrümanlar, müzik kitapları, ev gereçleri, mutfak gereçleri, fotoğraflar ve ilgili döneme ait belgeler ile göç sürecinde mübadillere verilen mülkiyetle alakalı belgeler yer alıyor. Müzenin bulunduğu semt, öncesinde Rumların yaşadığı bir yerleşim olmakla birlikte, bu bölgenin de tarihsel dokusuna göre yeniden restore edilmesi hala süren bir başka proje. Bunların yanı sıra, dinamik hafızalaştırma çalışmaları arasında yer alan ve bu vakıf bünyesinde gerçekleştirilen çalışmalardan biri, Aile Hikâyeleri Sergisi olarak adlandırılan ve mübadil ailelilere ilişkin tanımlayıcı bilgiler ile fotoğrafların yer aldığı bir sergi. Yaşanan kolektif acıların hafızalaştırılmasının yanı sıra, Lozan Mübadilleri Vakfı’nın gerçekleştirdiği faaliyetler arasında mübadele sonrası arta kalan kültürel mirasın korunmasını amaçlayan projeler de var. Bu doğrultuda, vakfın faaliyet alanları arasında belgelemenin de yer aldığını belirtmekte fayda var. Mübadillerin sürgün öncesi yaşadığı yerlerdeki kültürel ve müzikal tarihin yanı sıra göç ettirilen ailelerin hikâyelerinin de yer aldığı kitaplar hâlihazırda yayımlanmış durumda. Son olarak, bu vakıf, Türkiye’de ve Yunanistan’da yaşayan azınlık gruplarının vatandaşlık haklarının geliştirilmesi, sahip oldukları medya araçlarının güçlendirilmesi üzerine konferanslar düzenliyor ve raporlar hazırlıyor.

Projenin Etkileri

Türkiye ile Yunanistan arasında yapılan bu nüfus mübadelesinin temel amacı, yeniden yapılandırılan bu ulus-devletlerin etnik-dini sebeplerle ihtiyaç duydukları homojenleştirme politikalarıydı. Bu “gereksinim” nedeniyle yaklaşık 2 milyon kişi zorla yerinden edildi. Bu sürgün politikasının mağdurlarını anan hafızalaştırma projeleri yaşanmış olan mağduriyetleri kamuoyunun bilgisine sunuyor. Bu göç politikasına maruz kalan ilk nesil mübadillere bakılacak olursa, birçoklarının ciddi duygusal travmalar yaşadıkları, doğdukları ve büyüdükleri yeri bir daha görmeye fırsat dahi bulamadan bu dünyadan ayrıldıkları görülecek. Böyle bir kolektif travma karşısında vakfın gerçekleştirmiş olduğu müzeleştirme projesi ile unutma ve sessizlik kültürüne karşı verilen mücadelede önemli bir adım atılmış oldu. Diğer yandan, benzer projeler sayesinde mübadillerin kültürel ve sosyal tarihleri muhafaza edilerek yeni nesillere ulus-devlet projelerinin sebep olduğu insani bedeller gösteriliyor. Bununla birlikte, gerçekleştirilen projeler sadece 1920’li yıllara ilişkin olmaktan ziyade hâlihazırda Türkiye’de ve Yunanistan’da yaşayan azınlık gruplarının yaşadığı sorunların çözülmesi için de önemli bir zemin yaratıyor. Her ne kadar 1930’lu yıllara gelindiğinde bu zorunlu göç süreci tamamlanmış olsa da, bu ülkelerde yaşayan azınlık gruplarının karşı karşıya kaldığı sorunlar sonra ermedi. Bu iki ülke, vatandaşı olan azınlık gruplarının kolektif haklarını mütekabiliyet ilkesine göre düzenledikleri için grupsal hakları her zaman siyasi pazarlıkların konusu haline getirildi. Bu durum, mübadele gerçekleştikten sonra da göç ettirilmeyen grupların sürekli baskı görmesine sebep oldu. Örneğin, 1950’li yıllardan 1970’li yıllara kadar, bu azınlık gruplarının yaşamları Kıbrıs sorunu nedeniyle ciddi bir biçimde etkilendi. 1964 yılında, Türkiye 13.000 Rum vatandaşını yeniden zorunlu göçe tabi tuttu. Yaşananların 1920’lerde kalmadığı düşünülecek olursa, hem politika yapıcıların hem de toplumun gündemine bu azınlık gruplarının yaşadığı sorunları getirmesi bakımından vakfın önemli bir işleve sahip olduğu görülecektir.

Karşılaşılan Zorluklar

Yukarıda bahsedilen projeleri gerçekleştirmek adına Lozan Mübadilleri Vakfı’nın hem hükümetlerden hem de özel kuruluşlardan maddi destek gördüğünü söylemek mümkün. Bu projelerin yarattığı etkilere rağmen, bu ülkelerde yaşayan azınlık gruplarının eğitim, vicdan özgürlüğü, ana akım medyadaki azınlık temsilleri gibi konularda kayda değer sorunlarla baş başa kaldığını söyleyebiliriz. Türkiye ile Yunanistan arasındaki ilişkilerin son on yıllarda öncekine göre daha iyi olduğunu söylemek mümkünse de, Kıbrıs sorunun hala çözülmeden ortada durduğu göz önüne alınmalı. Henüz çözülmemiş olan bu sorun, azınlık gruplarının sahip olduğu siyasi, ekonomik ve kültürel haklarına yönelik bir potansiyel tehdit oluşturmaya devam ediyor ve ırkçı saldırılara karşı bu grupları daha korunmasız kılıyor. Ayrıca, mübadeleye maruz bırakılan ailelerin ortak taleplerinden birisi, daha önce yaşadıkları yerlere gidebilmek içim vizeden muaf tutulmak. Göçmen hakları için çalışan kurumlar bu konuda birtakım girişimler başlatmış ve sorunu Türkiye’de parlamentoya dahi intikal ettirmiş olsalar da henüz somut bir aşama kat edebildiklerini söylemek zor.