İnanç ve Kültür Parkı

Süryaniler, Mezopotamya’da yaşayan en eski inanç gruplarından birisi olmalarının yanı sıra tarihteki en eski Hristiyan topluluklarından birisidir. Her ne kadar Osmanlı dönemi boyunca Süryaniler ile Müslümanlar arasındaki ilişki sorunlardan azade olmasa da, bu iki dini grubun üyeleri birlikte yaşamayı başardılar. Fakat Osmanlı’nın çöküşü ve I. Dünya savaşası sonrasında, özellikle Türk ulus-devlet sınırları içerisinde kalan Süryanilerin karşı karşıya kaldığı zorluklar yeni bir evreye girdi. Her ne kadar Türk devleti 1923 yılında Türkiye’deki Hristiyan toplumların kolektif haklarını koruyacağına dair bağlayıcı anlaşmalara imza atmış olsa da, bu anlaşma çerçevesinde Süryaniler azınlık grubu olarak tanınmadılar ve izleyen yıllarda ciddi insan hakları ihlallerine maruz kaldılar. Süryaniler Kemalist rejimin gerçekleştirdiği reformları çoğunlukla destek vermiş olsalar da baskı rejiminden nasiplerini aldılar. 1928 yılında, Süryanilerin iki okulu devlet tarafından kapatıldı. 1930’lu yıllarda baskılar daha da arttı. Yüzyıllardır Mardin’de bulunan Süryani patriği yapılan baskılar sonucu Türkiye’den ayrıldı ve Suriye’ye sürgün edildi. Türk devleti Süryanileri ve Süryanice’yi resmen tanımaktan kaçındı ve bu grubun sahip olduğu bazı mülklere el koydu. İzleyen süreçte, karşılaştıkları sistematik ayrımcılıklar nedeniyle Süryaniler, yoğun olarak yaşadığı bölgelerden Türkiye metropollerine doğru göç etmeye başladı. 1980’li yıllarda Kürt bölgesinde ortaya çıkan savaş nedeniyle göç yeni bir mahiyet kazandı ve Avrupa’ya kayda değer sayıda Süryani göç ettiği için ciddi bir Süryani diasporası ortaya çıktı. Olağanüstü  Hal rejiminin 2000’li yılların başında sonra ermesiyle birlikte bazı Süryaniler evlerine dönmeye ve dini/kültürel yapılarını restore etmeye başladılar. On yıllar boyunca Süryaniler çeşitli baskı-engelleme mekanizmalarına maruz bırakıldığı için, Süryanilere ait olan yapıların restore edilmesi fiziksel bir değişiklik olmanın ötesindedir. Bu minvalde, öncelikle Midyat’ta başlamış olan Süryani kiliselerinin onarılması çalışmaları Nusaybin’de devam etmektedir.

Durum

Devam Etmekte

Tarih

2000

Projenin Anlam ve Kapsamı

Bir “İnanç Parkı” yaratma fikri, ilk olarak 1999 yılında Nusaybin Belediyesi tarafından ortaya atıldı. Projeye dair somut adımların atılması yaklaşık 1 yıl sonra ÇEKÜL Vakfı ile Nusaybin Belediyesi’nin işbirliği yapma noktasında anlaşmasıyla başladı. Başlangıçta, kilisenin yasal sahibi olan Mardin Süryani Kadim Deyrüzzaferan Kilisesi Vakfı da projenin bileşenleri arasında yer almaktaydı. Eski yapıların ortaya çıkmasını sağlayan kazılar 2000 yılında başladı ve sonraki yıllar içinde de devam etti. İnanç ve Kültür Parkı bünyesinde yer alan kilise ile cami arasındaki yapılar 2007 yılında yıkıldı. Nitekim bu projenin temel amacı, Mor Yakup Kilisesi ile Zeynel Abidin Camii gibi tarihi yapılardan oluşan bir inanç ve kültür parkı kapsamında kazılar yapılması ve var olan tarihi yapıların restore edilmesiydi. Bu projenin yapılmasına öncülük eden kurumların bu projeye girişmesinin ardında şu fikir yatmaktaydı:  Yüzyıllar boyunca yan yana varlığını sürdürebilmiş olan bu farklı dini yapılar, birlikte yaşamanın mümkün olduğunu ve bu tarihsel olgunun gelecek için umut verdiğini göstermektedir. Zeynel Abidin Camii, Hz. Muhammed’in torunlarından birisin mezarı hemen yanında olduğu içim Müslümanlar için oldukça önemli bir mekan olarak görülmektedir. Mor Yakup Kilisesi ise 3’üncü yüzyılda inşa edilmiş ve dünyadaki en eski kiliselerden birisi olmakla birlikte Hristiyan din adamlarının yetiştirilmesi konusunda yüzyıllar boyunca önemli bir işlev görmüştür. Bir kilise ile bir camiinin bir arada bulunabilmesi, inançların birbirlerine karşılıklı saygı çerçevesinde birlikte yaşayabilmelerinin mümkün olduğunu simgelemektedir. Bu proje kapsamında, her iki dine dair teorik pratik eğitimler verilmesi de planlanmaktadır. Farklı dini ve kültürel kimliklerin toplumlar arası kutuplaşmada kayda değer bir rol oynadığı bu yıllarda, geçmişte neredeyse bin yıl boyunca var olan bu birlikteliğin gelecekte de imkan dahilinde olduğuna dair umut vericidir.

Projenin Etkileri

Bu projenin gerçekleştirilmesinin ortaya çıkaracağı ilk sonuç, çok önemli tarihsel değere sahip olan yapıların ortaya çıkarılması ve restore edilmesi olacak. Diğer bir yandan, Nusaybin’de çok kültürlü yaşamın teşvik edilmesi bakımından da projenin etkili olduğu söylenebilir. Bununla birlikte, kiliselerin varlığına dahi tahammülü olmayan bazı radikal İslamcı gruplar, kilisede ibadet edenlerin gözlerinin korkutmak için girişimlerde bulundular. Temmuz 2010’da, kökten dinciler tarafından kiliseden sorumlu olanlara tehdit mesajları gitti ve kilise duvarlarına Hristiyanlığı lanetleyen duvar yazıları yazıldı. Bu gibi olayların vuku bulması, hala sürmekte olan bu projenin tasarlanma ve uygulama süreçlerine farklı inanç grubundan olan insanları katma konusunda daha fazla çabaya ihtiyaç duyulduğunu göstermektedir. Projenin gerçekleştirilmesinin diğer bir amacı ise genellikle devlet ile Kürt hareketi arasında yaşanan şiddetli çatışmalarla bilinen bölgede turistik faaliyetlerin artmasını sağlamaktı. Sürmekte olan bu proje hâlihazırda birçok kişinin dikkatini çekmekle birlikte Nusaybin’in tarihselliğini de ortaya çıkardı.

Karşılaşılan Zorluklar

Bu proje ile alakalı ortaya çıkan zorluklar Mor Yakup Kilisesi’ne yönelik yapılan saldırılar ile sınırlı değil. Son yıllarda, Süryaniler için ciddi güvenlik sorunu olduğunu gösteren bazı olaylar yaşandı. Midyat’taki Mor Yakup Kilisesi rahibi Kasım 2007’de kaçırıldı ve bu eylemi yapanlar rahibin salıverilmesi için 300.000 Dolar tutarında fidye talep ettiler Her ne kadar rahip yaşamını yitirmeden veya yaralanmadan kurtarılmış olsa da, bu gibi olaylar Süryaniler için ciddi yaşamsal güvenlik sorunlarına sebep olmakta. Ek olarak, Mor Yakup Süryani Kadim Cemaati, kilisenin kapsadığı arsanın statüsü ile alakalı ciddi hukuki sorunlara maruz bırakıldı. Cumhuriyet kurulduğundan bu yana gayri-Müslim vakıfların mülkiyetleri konusundan her zaman ciddi bir sorun teşkil ettiği göz önünde bulundurulacak olursa, konunun ne kadar yakıcı olduğu anlaşılacaktır. Bu vakadaki temel sorun, cemaatin arsa üzerindeki mülkiyet hakkının hakkaniyetsiz bir biçimde devlete devredilmiş olmasıydı. Diğer bir yandan, Süryanilere karşı devam etmekte olan sistematik ayrımcılık, Süryanilere yönelik nefret söyleminin devam etmesi ve yeniden üretilmesi noktasında önemli rol oynadığını belirtmek gerekiyor. Devlet tarafından liselerde okutulan tarih kitaplarına bakıldığında, Süryanilerin, hain ve dış güçlerle işbirliği yapan bir topluluk olarak tasvir edildiklerini görmekteyiz. İlgili sivil toplum kuruluşları, nefret söylemini besleyen ilgili pasajların okul kitaplarından çıkarılması için gerekli girişimlerde bulundu ve bu duruma dair bir adım atılmasını beklemekteler