Diyarbakır Cemevi

Türkiye Cumhuriyeti 1923 yılında kurulduğu günden bu yana Aleviliği etnik-dini bir kimlik olarak tanımadı ve bu durum hala değişmeden devam etmekte. Her ne kadar Türk ulus-devleti anayasal olarak laik bir yapıda olduğunu iddia etse de, 1924 yılından bu yana Sünni İslam anlayışı çerçevesinde ve doğrudan devlete bağlı olarak çalışan Diyanet İşleri Başkanlığı dini alanı kontrol altında tutmakta. Bu kurum, Alevilik inancını tanımayı şimdiye kadar reddetti ve türlü ayrımcı politikaların sürdürülmesinde bir araç olarak kullanıldı. Bu ayrımcı politikalar denince ilk akla gelen pratiklerden birisi Cemevlerinin ibadethane olarak tanınmaması ve Camilere yapılan maddi desteklerden yoksun bırakılmasıdır. Sünni İslami anlayışa göre, Alevilik İslamiyet çerçevesinde bir mezhep olarak görülmesi gerektiği için Camiler de Müslümanların yegâne ibadet mekânları olarak görülmelidir. Bu sebeple, Cemevlerine ayrı bir inanç mekânı olarak bakmak “yanlış” bir tutum olarak görülmektedir. Diğer yandan, Alevilik inancı ile İslamiyet karşılaştırıldığı vakit, hem felsefi anlamda hem de pratik manada ciddi farklılıkların olduğu ortaya çıkacaktır. Bununla birlikte, Alevilere göre Cemevlerinin tanınması Alevi inancının ve kimliğinin yaşayabilmesi için elzem bir yol olarak görülmelidir. 2002 yılında iktidara geldiğini günden bu yana AKP iktidarı Alevi açılımı yapacağına dair sözler vermiş olsa da, organize edilen buluşmaların ve yapılan girişimlerin AKP’nin ideolojik yapısı nedeniyle herhangi bir politikaya veya yasama sürecine dönüştürülmediğinin de altını çizmek gerekiyor.

Durum

Tamamlanmış

Tarih

2011

Destekçiler

Projenin Anlam ve Kapsamı

Diyarbakır’daki Cemevinin yapımına çeşitli sivil toplum örgütlerinin temsilcileri, Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı ve dini kanaat önderlerinin katılımıyla yapılan bir açılış seremonisi ile Temmuz 2001’de başlandı. İnşaat süreci çok uzun sürmedi ve aynı yılın Aralık ayında yapılan başka bir törenle Cemevi kalabalık bir kitlenin katılımı ile ibadete açıldı. Pir Sultan Abdal Kültür Derneği, Alevi-Bektaşi Federasyonu, Barış ve Demokrasi Partisi, Alevi hakları için savunuculuk yapan bir dizi sivil toplum örgütünün temsilcileri, Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir gibi kurumların/figürlerin iştiraki ve dayanışma amacıyla gelen binlerce kişinin katılımı ile açılış gerçekleşti. Diğer bir yandan, açılış seremonisi yapılırken Alevi inancında önemli bir yeri olan Semah dönüldüğünü de belirtmekte fayda var.  Bu projenin birincil amacı, dini gerekliliklerini yerine getirebilmelerine imkân tanıyan bir mekan oluşturmaktı. İnşa edilen Cemevi bünyesinde hem dini hem de toplumsal işlevlere sahip bölümler bulunmaktadır. Cem yapılabilmesi için kullanılacak bir alan, bir konferans salonu, Alevilerin lokma olarak bilinen kurban ve yiyecek paylaşma ritüellerini gerçekleştirdikleri bir bölüm, taziye odası, idari ofis, kafeterya ve cenaze odası binanın iç planlanmasının nasıl yapıldığı hakkında fikir verici. Ayrıca, Cemevin’de bulunan bölümlere verilen isimlere bakıldığında Alevilerin kolektif hafızasını yaşatacak tarihsel figürlere yer verildiği görülür. Örneğin, konferans salonuna 1937’de Dersim Katliamı sırasın öldürülen Seyit Rıza’nın adı verildi. Diğer bir yandan, Cemevi’nin açılmış olduğu günden bu yana burada yapılan etkinliklere bakıldığında Alevi inancı, tarihi ve kimliği doğrultusunda çeşitli konferansların ve faaliyetlerin yapıldığı da görülecektir.

Projenin Etkileri

Türkiye’deki Aleviler uzun yıllar boyunca kimliklerinin inkâr edilmesi ve tanınmaması karşısında ciddi bir mücadele ortaya koydu. Bununla birlikte, Diyarbakır’da bir Cemevi’nin inşa edilmesi demek, öncelikle, Alevilerin kendi inançları doğrultusunda yaşayabilecekleri dini bir mekâna kavuşmaları anlamına gelmekte. Alevilerin tarihleri boyunca katliamlara maruz kaldıkları ve sürekli ayrımcılığa uğradıkları düşünüldüğünde, bu inanç sahası inşa etme projesinin; hafızalaştırma çabalarının, adaletin tesis edilmesi ve ayrımcılık karşıtlığı gibi temel işlevlerini yerine getirdiğini görürüz. Cemevi projesinin Aleviler için belirli bir nebze de olsa iyileştirme sağladığı ve daha geniş anlamda bir tanınma anlamına geldiğini de belirtmek gerekiyor. Yapılan açılış seremonisinde Alevi sivil toplum kuruluşlarının temsilcilerinin dile getirdiği, ezilen grupların dayanışmasıyla yeni bir geleceğin kurulacağı vurgusu ise yapılan bu projenin demokratikleşme sürecine sağlayacağı katkı bakımından da fikir verici. Diğer yandan, Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir ise şehrin çok dinli ve çok etnisiteli geçmişine vurgu yapmakla birlikte Aleviler gibi farklı inanç gruplarının dini mekânlara sahip olmasının bu geçmişi ve çoğulculuğu yaşatacağını belirtti.

Karşılaşılan Zorluklar

Şubat 2013’te T.C. Başbakanı R. Tayyip Erdoğan şu yönde bir açıklama yaptı: “Cemevleri kültürel mekânlardır. İslam’da mescit camidir. Siz hiç Hıristiyanlık’ta kilise dışında bir ibadet yeri duydunuz mu? Alevi kardeşlerimiz de bizim gibi Müslüman’dır ve İslam’ın farklı bir yorumunu yapmaktadırlar”. Bu ve benzeri projelerin karşı karşıya kaldığı en büyük zorluk, hükümetin Alevi inancını Sünni İslam’ın bir mezhebi olarak görmekte ısrar etmesi oldu. Hükümetin bu tavrı, Türkiye’de sürmekte olan etnik-dini hiyerarşiyi devam ettirmekte ve zımni olarak da Alevilere yapılan ayrımcılıkları “meşru” görmekte. Bugün Türkiye’deki Cami sayısı 82.693 iken Cemevi sayısı ise 937 olarak kayda geçmiş durumda. Türkiye’de yaşayan Alevi nüfusunun milyonlarca olduğu düşünüldüğü vakit, bu sayılar bizlere Alevilerin ne ölçüde ayrımcılığa uğradığını göstermekte. Ayrıca, 2013 yılında CHP milletvekili Hüseyin Aygün’ün Alevi vekiller ve meclis çalışanları için meclis bünyesinde bir Cemevi yapılması yönünde getirdiği teklif hükümet tarafından reddedildi.