12 Eylül Utanç Müzesi

1960’lı yılların ortasından 1980 yılına kadar geçen sürede, Türkiye’de sosyalist hareket işçi sınıfı, gençlik ve kadınlar arasında ciddi bir kitleselleşme süreci yaşadı. 1971 yılında gerçekleştirilen askeri darbe ile kesintiye uğramış olsa da, 1980’de gerçekleştirilen darbe ile sol hareket kanlı bir şekilde bastırıldı, parlamento lağvedildi ve hak ve özgürlükleri ciddi oranda kısıtlayan bir anayasayı cunta rejimi kabul ettirdi. İstatistiklere göre, darbe sürecinde yaklaşık 650 bin kişi gözaltına alındı, 1,5 milyon kişi fişlendi, yaklaşık 250 bin kişi yargılandı ve 300 kişi devlet terörü nedeniyle yaşamını yitirdi. Darbe sonrasında Türk ordusu çoğunluk esasına dayanan seçim sistemini yeniden getirdi, askerin düzenli bir şekilde sivil siyasete müdahale etmesine olanak tanıyan yasal düzenlemeler yaptı, basın ve ifade özgürlüğünün önündeki engelleri arttırdı ve üniversitelerin özerkliğini ortadan kaldırdı. Bu düzenlemelerle birlikte cunta yönetimi devlet kurumlarını yeniden yapılandırdı, toplumu siyasetten uzak tutma ve yapılan hak ihlallerini yeni nesillerden gizleme gibi amaçları yerine getirmek adına Türk-İslam sentezi olarak bilinen yeni ideolojik açılıma yaslanarak meşruiyet üretmeye çalıştı. 12 Eylül Darbesi nedeniyle hak ihlallerine maruz kalan kesimlerin hesap sorma gayretleri ordunun siyaset üzerinde neredeyse mutlak egemenlik sahibi olduğu 1980’li ve 1990’lı yıllarda kayda değer bir sonuç üretemedi. AKP hükümetinin iktidarını devam ettirdiği 2000’li yıllarda TSK’nın siyasi gücünün geriletilmesi ile 12 Eylül rejimi ile yüzleşmek için bir fırsat penceresinin açıldığını söylemek yanlış olmaz. 2010 yılında gerçekleştirilen referandum ile darbecilerin yargılanmasının önünü açan bir dizi düzenleme için toplumun çoğunluğu evet oyu kullandı. Bu minval üzere, Türk ordusunun yaşayan darbeci generallerinin yargılanmasına 2013 yılı itibariyle başlandı. Her ne kadar askeri cuntanın sebep olduğu hak ihlallerine maruz kalmış yüzlerce insan bu yargılamalara iştirak etmiş olsa da, darbeciler hakkında hazırlanan iddianameye bakıldığında darbe dönemiyle ciddi bir yüzleşme olmayacağı ortaya çıktı. Hükümetin etkisinde yürütülen yargılama süreci sadece geçmişle yüzleşme illüzyonu yaratma gayretinde oldu ve bu nedenle mağdur grupların hükümete olan güvenini oldukça sınırladı. Bu bağlamda, 12 Eylül Utanç Müzesi gibi mağdurları anmaya ve hatırlamaya gayret gösteren, farklı kesimlerin bu döneme ilişkin hakikatlere dair farkındalığını arttıran ve Türkiye’nin demokratikleşme sürecine katkıda bulunan hafızalaştırma çalışmaları oldukça önemli bir yere sahip.

Durum

Devam Etmekte

Tarih

2010

Destekçiler

Projenin Anlam ve Kapsamı

Bu müzenin ortaya çıkması, 78’liler Vakfı tarafından başlatılan, 1982 yılında kabul ettirilen Anayasa’nın iptal edilmesini ve darbecilerin yargılanmasını talep eden 10 yıllık bir siyasi kampanya sonucunda mümkün oldu. Müzenin açılışı, darbenin 30’uncu yıldönümünde gerçekleşti. Bu projenin temel amacı, cunta döneminde gerçekleşen hak ihlallerine ilişkin hakikatlerin ortaya çıkarılması ve bu şekilde militarizmin gerçek yüzünün ifşa edilmesiydi. Müzede yer alan materyallere baktığımızda, çoğunun 1970’li ve 1980’li yıllara ait ordunun baskısını temsil eden objelerden ya da bu dönemde yaşamış ve hayatını kaybetmiş olan muhalif isimlerin kişisel eşyalarından oluştuğunu görüyoruz. Deniz Gezmiş’in kabanı, Mazlum Doğan’ın gömleği, İbrahim Kaypakkaya’nın teksir makinası ve Mahir Çayan’ın radyosu müzede sergilenenler arasında yer alıyor. Tüm bu objeler, liderlerinin hemen hepsi devlet tarafından öldürüldüğünden Türkiye’de sol hareket için sembolik anlamı yoğun olan kişisel eşyalar. Bu müzede sadece yukarıda adı geçen objeler değil aynı zamanda bazı belgeler de bulunuyor. 1980 yılından 1995’e kadar gerçekleşen hak ihlalleri vakalarında savcıların hazırlamış olduğu iddianameler, askeri cunta döneminde öldürülenlerin dava dosyaları, devlet tarafından yapılan sansürü belgeleyen dokümanlar ve yasaklı yayınlar da müzede yer alıyor.

Utanç Müzesi’nin sabit olarak konumlandığı bir yer yok. Bu girişim dinamik hafızalaştırma çalışmalarına bir örnek teşkil etmekle birlikte Türkiye’nin çeşitli il ve ilçelerini dolaşıyor. Bununla birlikte, müzenin taşındığı yerde sadece objelerin sergilenmesi söz konusu değil. Gidilen her yerde mağdurların da katılımıyla askeri cunta dönemine ve güncelde verilen militarizm karşıtı mücadeleye ilişkin paneller de düzenleniyor. Bu söyleşilere, 1980 darbesinin yaratmış olduğu siyasi, ekonomik, hukuki ve toplumsal sonuçları analiz etmeleri için akademisyenler, gazeteciler, yazarlar, siyasetçiler ve sendikacılar katılıyor. Ayrıca, müzenin sergilendiği sırada askeri darbe ile ilişkili belgeseller ve sinema film gösterimleri de yapılıyor. Bu şekilde, müzenin ziyaretçilerinin militarizme dair daha derinlikli bir kavrayış geliştirmeleri de mümkün oluyor.

Projenin Etkileri

Bu proje, bir yandan Türkiye’nin demokratikleşmesi kaygısını güden diğer yandan 1980 darbesinin şiddetini ortaya koyan öncül hafızalaştırma çalışmaları arasında yer alıyor. Bu projeyi gerçekleştirenler, aynı zamanda 1980’li yıllarda militarist rejim nedeniyle çeşitli hak ihlallerine maruz kalmış kişiler. Bu bağlamda, militarizme karşı hafızalaştırma yoluyla etkili bir mücadele ortaya koymanın bu çalışmayı yapanlar için belirli bir düzeyde iyileştirici etkiler yaptığı söylenebilir.  Projeyi yürüten 78’liler Vakfı, militarizmin diğer kurbanlarını projeye katma konusunda da kayda değer bir çaba içinde. Vakıf, askeri cunta mağdurlarından, kolektif hafızada veya kurbanların kişisel hafızasında yeri olan ilgili eşyaları ve belgeleri müzede sergilenmek üzere yollamalarını istedi. Müzede her yıl sergilenen nesneler değişiyor ve mağdurların ilettikleriyle birlikte çoğalıyor. Bu yanıyla, hem müzenin içeriğinin hem de yapılan söyleşilerin bu hafızalaştırma projesinin dinamik yapısıyla uyum içinde olduğu söylenebilir. Bu çalışmayı yürüten 78’ler Vakfı, 1980 itibariyle tesis edilen militarist rejim ile bugün arasında siyasi, hukuki ve örgütsel bir bağ/süreklilik olduğunu düşünüyor. Bu nedenle, TSK eliyle gerçekleşen hak ihlalleri 2000’li yıllarda gerçekleşmiş olsa bile müzenin kapsamına alınabiliyor. Örneğin, 12 yaşındayken polis kurşunuyla öldürülen Uğur Kaymaz’ın kazağı da müzede yer alıyor. Geçmiş ile güncel arasındaki bu bağın kurulması bir yanıyla projenin siyasi sürekliliğe yaptığı vurguyu keskinleştirip aynı zamanda dikkat çekiciliğini arttırıyor. Bir diğer yandan ise temelinde askeri darbeye ilişkin bir hafızalaştırma projesi olması hasebiyle kısmi odak kayması olasılığı da doğuruyor.

Karşılaşılan Zorluklar

Bu dinamik hafızalaştırma projesinin yaslandığı temel fikir 1980 darbesi ile ilişkili olan materyallerin bir araya getirilmesi olduğundan, bu minvalde ortaya çıkan engeller de karşılaşılan zorluklar arasında yer alıyor. 2005 yılında Ulucanlar Cezaevi’nin kapatılması sonrasında 78’liler Vakfı, sembolik değeri yüksek olan bazı materyallerin müzeye verilmesi adına girişimlerde bulundu. Bu minvalde vakfın temel talebi, Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ın idam etmek için kullanılan darağacının müzeye iletilmesiydi. Herhangi bir amaç için kullanılmıyor olsa da, devlet yetkilileri darağacını vakfa teslim etmeyi reddetti. Karşılaşılan diğer bir zorluk ise müzenin dinamik bir şekilde farklı illere gidiyor olmasına rağmen hala sabit bir mekânının bulunmaması. Bu sebeple, bu projenin koordinatörleri açısından bir sonraki zorluğun Utanç Müzesi için sabit ve kalıcı bir mekân bulunması olduğunu söyleyebiliriz.